25 Şubat 2021 TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 124.015
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 9.561
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 72
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 5.297
Genel

YAŞAMAK İÇİN ÖLMEK KAZANMAK İÇİN KAYBETMEK

Prof.Dr. Erdal Bay Yazdı…

YAŞAMAK İÇİN ÖLMEK KAZANMAK İÇİN KAYBETMEK

YAŞAMAK İÇİN ÖLMEK
KAZANMAK İÇİN KAYBETMEK
Vaktiyle Hindistan’dan getirdiği ipekleri Anadolu’da satan bir tüccar varmış. Bir gün yine yola çıkacağı zaman ev halkıyla helalleşmeye başlamış. Hane halkının tümüyle helalleşmiş. Adamın evde yaşayan ve konuşabilen bir Dudu kuşu da varmış. Adam Dudu kuşuyla da helalleşmek istemiş. Dudu kuşunun yanına yaklaşmış ve “ben gidiyorum hakkını helal et. Var mı oralardan bir isteğin?” demiş.
Dudu kuşu da “Hakkım helal olsun. Benim senden bir isteğim var. Hindistan’a ulaşıp işini bitirdiğinde,
Dehla şehri yakınlarındaki ormana git. Orada benim kardeşlerim var. Onlara benden selam söyle.
Oradaki duduları görünce benim halimi anlat. Onlara de ki; sizin müştakınız olan filan dudu, Tanrı’nın takdiriyle biz im mahpusumuzdur. Size selam söyledi, yardım istedi; sizden bir çare, bir kurtuluş yolu diledi. Dedi ki: Reva mıdır ben iştiyakınızla gurbet elde can vereyim. Sıkı bir hapis içinde olayım da siz gah yeşilliklerde, gah ağaçlarda zevk ve sefa edesiniz. Dostların vefası böyle mi olur? Ben şu hapis içindeyim, siz gül bahçelerinde.
Adam, Hind’e varır. Ticari işlerini tamamlar. Döneceği sırada aklına dudu kuşunun isteği gelir ve o
şehre yönelir. Şehri ve ormanı bulur. Ormana girdiğinde gözlerine inanamaz. Binlerce, belki de milyonlarca dudu kuşu, ağaçtan ağaca uçmakta, şarkılar söylemektedir. Adam ortada bir yerde durur ve bağırır:
Ey dudu kuşları! Beni dinleyin bir dakika! Ben Anadolu’dan geliyorum ve benim de sizler gibi bir dudu kuşum var. Onu çok seviyorum. O kardeşinizin sizlere selamını getirdim. Bunun üzerine bütün dudu kuşları hep bir ağızdan “Aleykümselam” derler.
Adam Dudu Kuşunun mesajını iletir. Fakat dediğine diyeceğine pişman olur. Çünkü adamın öyle demesiyle birlikte tüm dudu kuşları ölür ve yere serilirler. Tüccar, neye uğradığını anlayamadan etrafına şaşkın şaşkın bakmaktadır. Hüzünlü bir şekilde ormanı terk ederek yurduna döner. Eve gelir.
Aile halkı onu güler yüzle karşılar. Onlara aldığı hediyeleri takdim eder. Fakat dudu kuşunun karşısına nasıl varacağını bir türlü hesap edemez. Kuşu üzmek istememektedir. Ancak dudu kuşu olanları sezmiştir.
Adam kafesin yanından geçerken “Ne oldu?” diye sorar kuşcağız. Adam üzgün bir şekilde olanları anlatır. Ne kadar acı çektiğini pişman olduğunu söyler. Dudu kuşu ise “Sen hiç üzülme, ben her şeyi anladım. Sana teşekkür ederim” der.
Tüccar, odasına girer ve istirahate çekilir. Ertesi sabah uyandığında bir de bakar ki, kafeste dudu kuşu görünmüyor. Hemen koşar ve kafesin içine bakar. Dudu kuşu ölmüş ve kafesin dibinde yatmaktadır. Ne kadar üzülse de artık yapacak bir şey yoktur. Dudu kuşunun cesedini avuçlarına alır ve çocuklar uyanmadan atayım da onlar bu manzarayı görüp üzülmesin bari diye pencereye
yönelir. Pencereyi açıp dudu kuşunun cansız bedenini dışarıya fırlatır.
Fakat o da ne? Dışarıya fırlatılan dudu kuşu canlanır ve uçmaya başlar. Adam şaşırmıştır. Feryad
etmeye başlar, “Ah dudu kuşum, ben sana ne yaptım. Ne kötülüğümü gördün de benden
kurtulmak için bu oyunu oynadın bana” diye haykırır.
Dudu kuşu adama yaklaşır ve şöyle der: Sen bana bir şey yapmadın. Fakat Hindistan’daki kardeşlerimden bana getirdiğin mesajdan ben şunu anladım:
Yaşamak için ölmek gereklidir.
***
Mesnevi’de anlatılan bu hikayeye göre yaşamak için ölmek gerekir.
Bazen de kazanmak için kaybetmek… Bu hikayede ruh ve beden anlatılır. Ruhun yaşayabilmesi için kişinin birçok özelliğini öldürmesi gerektiğine vurgu yapılır.
Kazanmak için kaybetmek… Yaşamak için ölmek…
Bursa’da kadılık yapan Kadı Mahmûd Efendi, Muhammed Üftâde Hazretlerine talebe olmak istemiştir. Üftade hazretleri ise kalbindeki kadılık makamının kendisine verdiği gurur ve kibiri bertaraf etmek için sırtındaki süslü kaftanıyla Bursa sokaklarında ciğer satmasını istemiştir. Bunun üzerine Kadı Mahmut Efendi sırtında kaftanıyla pazarlarda ciğer satmıştır.
Nefsini, kibrini öldüren, makamını, malını mülkünü kaybeden Kadı Mahmud, önce “Hüdayi” ismi ve daha sonra “Aziz” sıfatını alarak Mahmud Hüdayi Hazretleri olmadı mı? Bazı şeyleri öldürerek farklı yaşam elde etmedi mi? Bazı şeyleri kaybederken daha önemli şeyleri kazanmadı mı?
Kazanmak için kaybetmek gereklidir beklide…
***
Wilhelm Reich Dinle Küçük Adam – adlı eserinde bütün büyük insanların yalnız olduklarını söyler ve şöyle devam eder. “büyük adamı küçük adamdan ayıran fark ne zaman küçük adam olacağını bilendir.” Gerçekte de öyle değil midir? Bazen küçülmek bizi daha da büyültmez mi?
Uçaklar bile ilk havalandıklarında önce aşağı doğru alçalıp sonra tekrar yükselmezler mi?
İnsanlar bazen hatalar yaparak elindekilerini kaybederek yeni hayata başlamazlar mı?
Bazen devletler çok ağır sonuçları olan savaşları kaybederek, yok olarak yeniden eskisinden daha güçlü şekilde kurulmazlar mı? Türk Tarihinde bunun örnekleri yok mudur?
Birey olarak da bazen sahip olduklarımızı kaybedebiliriz. Ama bu kaybedişler bizlere yeni kapılar açmaz mı?
Allah bir şeyi elimizden alıyorsa daha iyisini vermiyor mu?
Başarılı bir birey bu başarıyı elde edebilmek için sizce neleri kaybetmiştir? Kendisini ,ailesini birçok şeyi ihmal etmiştir. Kaybetmiştir bir çok anı… ama dışarıdan bakıldığı zaman sanki her zaman kazanmış gibi görülebilir. Ülkemizde birçok başarılı kişinin geçmişi incelendiği zaman pek çok şeyi kaybetmiş olduğunu görmez miyiz?
Her kaybediş yeni bir kapıdır belki de….
Sonuç olarak,
Her şey zıttıyla vardır cihanın düzeninde: ölüm ile yaşam, öfke ile dinginlik, kazanmak ile kaybetmek… ve her varlık zıttına gebedir en nihayetinde… bu nedenle aslında kaybetmek de güzeldir bazen ölmek te…

Ne güzel demiş Halil Cibran:
Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim.
Binlerce yengiden de bana değerli olan sen!
Dünyadaki tüm parlak başarılardan
sensin yüreğime yakın olanı!
Yenilgi, yenilgim, baskaldırım
ve de benim kendimle tanışmam.
Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan
ve solmuş defneler peşinde koşmayan
biri olduğumun bilincindeyim;
ve sende, yalnızlığımı buldum
ve de herkesten uzak,
ve de gururlu olmayı.
Yenilgi, yenilgim, benim parlak kılıcım
ve de kalkanım.
Gözlerinde okudum tahtı arayanın
kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü.
Ve, bir kimsenin derinliklerindeki
esasını anlayabilmemiz için
onun gücünü söndürmemiz gerektiğini.
Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki,
bir meyvenin tadına varılabildiğini.
Yenilgi, yenilgim,
benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım
şarkımı, bağrışmalarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın.
Ve senden başka hiç kimse bana söz etmeyecek
kanat çırpınmalarından ve deniz kabarmalarından
ve de geceleri yanan dağlardan.
Ve sen, tek başına
ruhumun sarp ve kayalık
yollarından tırmanacaksın.
Yenilgi, yenilgim, benim ölmez cesaretim
sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz;
ve biz ikimiz, derin mezarlar kazacağız
içimizde ölmekte olanlara;
ve tutunacağız, tüm gücümüzle,
güneşin karşısında;
ve de tehlikeli olacağız.
‘Deli-‘ 1918

PROF Dr Erdal Bay

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

İlkeli Tarafsız Dürüst Habercilik Anlayış

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL